Ana Menü

Emirleri Nereden Alırız?

Bir karınca alınır. Büyütecin altına konulur.
Büyüteç güneşten aldığı ısıyı "büyütür". Karınca yavaş yavaş yanarak ölür.
Bir "karafatma" yakalanır. Küçük bir naylon poşete konulur. Poşet gaza bulanır. Kibrit çakılır. Karafatma kavrularak ölür.


Bir "kertenkele" tutulur. Ağzı açılır. Yanmakta olan sigara ağzına tıkılır. Hayvancağız şişer, şişer ve patlayarak ölür.
Bir karasinek bulunur. Kanatları koparılır, yürüyüşü izlenir. Bacakları koparılır, kıvranışı izlenir. Son darbe vurulur.
Bir kelebek avlanır. Muhteşem kanatları zedelenmeden gövdesine iğne batırılıp öldürülür ve "aval aval" bakılmak üzere çerçevelerin içine konur.



Salyangoz yakalanır. Kabuğu kırılır. Güneş altına konur. Kuruyarak ölmesi izlenir.
Bir sapan alınır. İçine taş konup bir "kuşa" fırlatılır.
Kuş yarı baygın yere düşer. Boynu koparılır.
İşte çocukluk yıllarından birkaç "şiddet" seansı. Bazılarına "dahil", bazılarına "şahit" oldum. Aranızda benim durumumda olmayan var mı?



Sanmıyorum,Bir sürü çocuk neden böyle şeyler yaptık? Bunu bile şimdi düşünüyorum. Karınca, karafatma ve kertenkele seanslarım hatırlasam da o yaşlarda ne hissettiğimi fazla hatırlamıyorum,! Belki de "küçük hayvanlara duyduğum korku" nedeniydi. Yalnızca kafası koparılan kuşu unutamadım. Ergenlik çağındaki arkadaşım Cem, cesaretinin simgesi olarak böyle bir gösteri yapmıştı.



Şimdiki çocuklar bunların çoğundan bihaber yaşıyorsa Daha çok internet peşinde "sanal şiddet seansları" düzenliyorlar. Her çeşit öldürme, işkence, vahşet yöntemini biliyorlar.
Bu daha mı iyi, bilmiyorum. Biz, zamanla, akıllarımız başımıza geldikçe düzelme şansı yakalamıştık. Onlar her gün yenisi çıkan oyunlarla şiddetlerini besleyip büyütüyorlar.



Aklımız başımıza gelmeye başladığı dönemde hayvanlara eziyet etmeyi bıraktık. Sokak hayvanlarına şefkât göstermeye başladık. Kedilere değil ama. Belki de başlarının çaresine bakmayı bildiklerinden. Favori köpeklerdi.
Şiddetin yaşı olmadığını "köpek" deneyimiyle anladık. Büyükler bizden kat be kat zalimmiş...



Hattat Kamil Sokak'ın çocukları olarak en unutamadığımız sahne ise "Co'nun vurulması" oldu. Sokak köpeğimiz Co.
Bilirsiniz, sokak köpeklerinin ismi çoğunlukla "Jo Reks, Meks" olur. Elbirliğiyle besliyorduk Co'muzu.
Evde ne var ne yok "yürütüp" ona götürüyorduk. Bizi metrelerce uzaktan görüp üzerimize koşuyordu. Korkudan, yiyecekleri yere bırakıp kaçıyorduk.



Köpeklere çikolata verilmeyeceğini yıllar sonra öğrendim. Kör olurlarmış. Bizim Co, Almanya'dan gelen akrabalarımızın getirdiği çikolatalarla beslenirdi. Hayatta o|saydı, o kadar çikolata yiyip gözleri hala gören tek olacaktı. Hayatta kalamadı.



Bir bahar sabahı belediye arabası sokağımıza geldi.
Araba dediysem de arkasına "ölü köpeklerin konulduğu" pikap türü bir şey. Arabadan eli silahlı bir adam indi.
Yanında biri daha. Onda silah değil, sepete benzer bir alet vardı. Ne olacağını anladık ama ne yapacağımızı bilemedik. Co benim yanımdaydı. Ona "mahsuscuktan ve gerçekten de istemeden" sıkı bir tekme vurup kaçmasını sağlayamadım. Dondum kaldım. Her panik durumunda donup kaldığım gibi...



Co vuruldu ve beş dakika içinde, gözümüzün önünde öldü. Hala da gözümün önünde. Vicdan azabım içimde... İşyerime gelmek için TEM yolunu kullanmak gerekiyor. Her gün en az bir tane parçalanmış köpek cesediyle karşılaşıyoruz. Karşıdan karşıya geçmeye çalışan hayvancıklar geceleri ışıkları ayırt edemiyormuş. TEM'de durup daha fazla parçalanmamaları için yolun kenarına çekme şansımız da yok.



Bir arkadaşım anlattı. Adak-Kurban satan yerlerden birinde elektrik direğine bağlı bir koç görmüş. Zincirin boyu ancak bir metreymiş. Hayvancağız bütün gün güneşin altında, fazla kımıldayamadan "vitrin malzemesi" olarak bekletiliyormuş. Ne azap!


Küçük şiddetin kartopu gibi büyümesi.
Nefes alan, öyle ya da böyle, yaşamaya çalışan canlılara yönelmesi.
Gücümüz yeten her şeyi korumak ya da sevmek yerine üstüne basıp yok etme isteği...
Hatırlayın. Bir poşetin içine taş koyup, onu yol ortasına bırakıp, yoldan geçenlerin tekmelemesini izlemediniz mi? Taşa tekme vuran insan acı çekerken, küçük oyununuzun ulaştığı büyük başarı nedeniyle zevkten dört köşe olmadınız mı?



Uzman Psikolog Emre Konuk, bir yazısında şu tespitlerde bulunuyor: "İnsanlık son 80 yılda şu veya bu nedenle 60 milyon hemcinsinin canına kıymıştır. Bunu yapanlar, profesyonel caniler ya da ağır kişilik patolojileri olan insanlar değil, doğal konumlarında birbirine acı vermekten kaçınan kendi hallerinde insanlardır. Örneğin Nürn-berg'te yargılanan Nazi'lere uygulanan Rorschach kişilik testlerinde, bir kişi dışında tümünün sizin bizim gibi normal kişiliklere sahip oldukları görülmüştür."



Konuk, toplu şiddetin nedenlerini de çok güzel açıklıyor: "Birkaç kişiyi bir araya getiriyoruz. Bunun adına 'Biz' diyoruz. Bir başka gruba da 'Onlar' diyor ve düşman ilan ediyoruz.
Eğer otoritemize inandırabilirsek, artık her istediğimizi yaptırabiliriz. Dünyanın en köklü demokrasisinde bile halk yığınlarını ayağa kaldırıp, beğenmediğiniz başka yığınların üzerine saldırtmanız, eğer reklam kampanyanızı iyi yürütebilirseniz çok zamanınızı almaz."



Şiddet yalnızca kaba kuvvet mi? Konuk'a göre değil. Alın size insan kaynakları açısından açıklaması: "Şiddeti yalnızca kaba kuvvet olarak değil, dili kullanarak karşımızdakinin seçeneklerini daraltmak ve istediğimiz doğrultuda davranmaya zorlamak, yani boyun eğmesini sağlamak olarak alabiliriz.
Yani şiddetin çocuğumuz, eşimiz, mesai arkadaşımızla kurduğumuz ilişkilere yayıldığını, kısacası günlük yaşamın neredeyse tümünü kapladığını görebiliriz."
Peki, emirleri nereden alırız?

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 9 - 26