Ana Menü

Hayat Sizin, Kontrolü Kimin?

Ford Focus reklamını izlediniz mi?

 

Genç, dinamik, yakışıklı, kariyer sahibi delikanlı ken­disini havaalanına bırakan kız arkadaşına "Benimle ev­leneceksin" komutunu verir. Kızımız yüzünde "müstehzi" (alaycı) bir gülüşle oradan uzaklaşır. Aslında o da "her genç kızın rüyası" masallarıyla yetiştirilmiştir. Ancak, beynine sokulan "iyi eş, iyi ev kadını, iyi anne ol, kutsal mertebeye ulaş" masallarını yememiştir.

 

Arabasının tekerleklerini eritmeyi göze alır ve yere İngilizce "NO" yazar. Delikanlı uçak havalanırken, kü­çülmekte olan binalara göz atıp şaşırmak ister. Ve haya­tının şokunu geçirir. Yazıyı görür, kızarır bozarır. Yüz ifadesi bize, oturduğu koltuğun üstünde değil, içinde ol­mayı istediğini anlatır.

 

Kızımız zafer kazanmış bir kumandan gibi arabasına yaslanmış durmaktadır.

 

Reklamın bitiminde şu yazı belirir: Hayat sizin, kont­rolü kimin? Reklamı unutun ve yalnızca bu cümleyi dü­şünün. Bir daha düşünün ve bir daha... Nasıl hissediyor­sunuz? Rahatsız oldunuz mu? Kendinizle hesaplaşmaya başladınız mı?

 

Hayatta yaptığınız her şey istekleriniz doğrultusunda mı şekillendi? Neyi kendi iradenizle yaptınız, neyi yap­madınız ya da yapamadınız?

 

Ah o yazısız kurallar. Uyarsanız, o kurallara uyan diger insanlarla birlikte rahatça yaşarsınız. Yaptıklarınızı yorganın altında saklamayı başardıkça her şey yolunda gider. Uymazsanız başınıza neler geleceğini bilirsiniz. Bu kurallar yazılı olanlardan, yani kanunlardan çok da­ha korkutucu, yalnız bırakıcı ve cezalandırıcıdır. O ku­rallar hayatınızı ve duygularınızı öyle bir yönetir ki, ba­zen beyniniz dahil her organınıza ipler bağlandığını ve bu ipleri başkalarının hareket ettirdiğini hissedersiniz. Yaşadıklarınızı öyle bir kanıksar, öyle bir olağan sayar­sınız ki kendiniz bile şaşırırsınız.

 

Örneğin kadınlığa adım attığınızda yediğiniz tokadı "hoş bir anı" olarak anlatırsınız. Ağzınızı açarak gülme­meniz gerektiği, aksi halde "hafif olacağınız, ergenliğe geçiş günlerinden birinde kulağınıza fısıdanıştır. Ağır oturaklı olmak bir erdemdir. Soğan yerken ayıklanan ve tavla oynarken atılan cisimlere verilen adın, namusla da yakından ilgisi vardır.

 

Koruma-kollama-bakım faaliyetleri, erkeklerin kadın­lara ve varsa çocuklarına karşı en önemli görevleridir. Evin direği, kabilenin reisi olarak para kazanması gere­ken bir numaralı kişi erkektir. Bu görevde aksama olursa birinci derecede sorumlu tutulur.

Kadın çalışsa da evinin işlerini yapmak, yapım çalışmasında kocasının da emeği geçen ve otomatik olarak nüfusuna kaydedilen çocuğa bakmak zorundadır. Ergenlikle beraber hormonal salgıla­rın "elde olmayan biyolojik ve son derece normal nedenler­le" artması sonucunda karşı cinse ilgi duyulursa, bu mut­laka aileden ve mahalle sakinlerinden gizlenmelidir.

 

ikiyüzlü yaşamlarımızda yapmak istediklerimizle ya­pabildiklerimiz çatışır. Bir süre "ben kimim?" sorusunu sorduktan sonra "ya uyarız, ya oyundan çıkarız".

Seçim sizin, hayatınız da... Kontrolü kimin?